banner

‘Ciğer sönebilir’ deyip imza almışlardı, buraya kadar diye düşündüm

‘Ciğer sönebilir’ deyip imza almışlardı, buraya kadar diye düşündüm

 BANA KIZANLAR BİR GÜN, ELİNİ TAŞIN ALTINA KOYMUŞTU DİYECEK

Türk sinemasının dört yapraklı yoncasından biri Hülya Koçyiğit. Bir kaza geçirdi ve sırtındaki ağrılarla doktora gitti. Tesadüfen akciğer kanseri olduğunu öğrendi, Amerika’da ameliyat oldu. Türkiye’nin barıştırma sürecinde akil insanı olan, çoğu insanın kalbinde taht kuran ve kimileri göre da eleştirilen Hülya Koçyiğit ve eşi Selim Soydan’ın evine konuk olduk. Onlarla hastalıktan ve Türkiye’ye dair her şeyden konuştuk.

– Hülya Bayan geçmiş olsun. Hepimizi endişelendirdiniz. Acilen nasılsınız?

Binlerce kere şükür. hemen iyiyim. İyi olmamda ailem fazla önemli fakat inanıyorum ancak sevenlerimin kalpten ettiği dualar fazla etkin oldu. Türk halkının hâlâ koruduğu fazla hoş bir duygusu var. ‘Bir’ olmayı haberdar olan bir tarafı var. Benim hastalığım onlara bir değeri hatırlattı. Hülya Koçyiğit iki taraflı bir değerdi onlar için ve zarar gelmesini istemediler.

 – Ağrınız, sızınız var mı?

Çok hafif. Nefes almada sıkıntım var. çoğu kez nefes almam gerekiyor, yetmiyor. Fazla çabuk yoruluyorum. Bunların da geçeceğini düşünüyorum. Pak hava almaya çalışıyorum.

– Selim Bey ile birlikte Belgrad Ormanı’nda yürüyüşlere başlamışsınız. 

Evet, hekim “Yapabileceğin en iyi şey yürüyüş” dedi. 

– Selim Bey, Bu işlem sizin için de zordu. Neler yaşadınız?

Selim Soydan: İki tane olay var. Birini hiçbir yerde anlatmadım fakat açıklamak istiyorum. Biyopsiye girdiği süre üstündeki eşyaları alındı Hülya’nın. O sırada “Benim eşyalarımı orada unutma sakın, sen teslim al” dedi. Yani o gidiyordu, ölecek gibi konuştu. Arkamı döndüm ne ağlamak, ne ağlamak. “Bu nasıl laftır” diyemiyorsun, öyle mağdur durumda fakat. 

– Hülya Koçyiğit: Yaşadığı duyguyu anlıyorum. Ben o sözü söylerken bir meçhule gidiyorum. “Ciğer sönebilir” diye imza almışlardı. Ciğer sönmesi ne aramak onu da bilmiyorum. İki saat 35 dakika sürdü biyopsi. Selim dışında çok endişeli, delirmiş. O arada beni göremiyor, hemşire geliyor, bir torba içinde benim eşyalarımı veriyor ona. Kalakalmış, bir daha beni göremeyecek sanmış.

– İnsan o anda ne düşünüyor?

Selim Soydan: Değil oluyorsun. Ona bir şey olsa, hepimiz çil yavrusu gibi dağılırız. Bu çok büyük bir ders insana. Allah hiç kimseyi hastalıkla nezaket etmesin.

– İki olay var dediniz, diğeri neydi?

Selim Soydan: Diğeri de ameliyata girerken “Artık buraya kadarmış Selim” dedi. O vakit da fazla kötü oldum.

Hülya Koçyiğit: Kızım Gülşah her zaman şöyle der: “Annecim estetik ameliyat olman lüzumlu, gözkapakların düşüyor. Sen sanatçısın. Herkes seni iyi görmek istiyor.” ‘Ben ameliyat olamam’ diyordum. Bayılırsam bir daha ayılamam zannediyordum. Bildiğiniz ameliyat fobim var.

‘Ciğer sönebilir’ deyip imza almışlardı, buraya kadar diye düşündüm

BURAYA KADARMIŞ DEDİM 

– Bu hayatınızdaki birincil ameliyatınız mı? 

Evet ilk. Selim’in kafasına kazınan da bu: “Ben ameliyat olamam Selim, olursam ölürüm.” O nedenle de çok etkilendi. Herhangi bir ameliyat da değil. Sonuç Olarak bir uzvunuzu alıyorlar. Akciğer bu yani.

– Ölmekten korktunuz mu?

Fazla! O vakit dedim işte, “Buraya kadarmış” diye.

Selim Soydan: 50 gün değil, 50 senedir beraberiz. Hülya Koçyiğit’i taşımak da kolay değil…

– Niçin? 

Selim Soydan: Ona zarar gelmesin, hatalı bir şey yapmayalım. Herkesin sevdiği, çok hoş bir kadınla evleniyorsun. Bunun faturası ağır, zor. Allah’a fazla şükür fakat, Hülya düşey duran bir insan.

Hülya Koçyiğit: Evet, biz hoş bir aileyiz. Ve insanlara da ‘aile güzel bir şeydir’i gösterdik, iyi misal olduk diye düşünüyorum. Selim’in dediği zorluk, zedelenmekten korkmak. 

LAF VERDİM, KUMAR OYNAMADIM

Birbiriniz için fedakârlık ettiğiniz şeyler var mı?

Selim Soydan: Evlendiğim seneler kumar oynardım. Fena bir alışılmışlık. Hülya ağzını açmıyor. Bir gece eve üçü çeyrek geçe geldim. Anahtarı çıkardım, kapıyı açacağım. İçeriden açıldı. “Uyumamışsın” dedim. “Seni bekledim, çorba yaptım, birlikte çorba içeriz diye düşündüm” dedi. Oturduk çorbamızı içtik. Hiçbir şey söylemiyor. Kendi kendime, “Ne biçim kadın bu arkadaş, hiçbir şey söylemiyor” diyorum. Fakat ben kabahat işliyorum.  Akarsu da içtik. “Gel bakalım” dedim: “Sen ne biçim kadınsın. İnsan hakaret eder, bir şey söyler.” Ben kavga etmek istiyorum çünkü. Bir tek laf etti, “Bir gün hatanı anlayacaksın!” dedi. O gün laf verdim ve bir daha kumar oynamadım.

– Amerika’dan yolladığınız fotoğraflarda akciğer kanseri gibi ciddi bir hastalığı yaşarken bile gülümsüyorsunuz, hiç isyan etmediniz mi?

Hülya Koçyiğit: Bir Kere ettim. Allah inşallah beni affeder, ona karşısında geldim. Kızımın kanser olduğunu öğrendiğim anda “Niçin ben yok, neden benim çocuğum, neden beni yapmadın, onu yaptın” diye ayaklanma ettim.

Selim Soydan: Ben de ona dedim ama, “Yapma Hülya, isteme sen. İsteme, kazanç, bulur…”

Hülya Koçyiğit: Ciğerim yanıyordu. İnsanın kendi kanserini duyması çocuğunun kanser olduğunu duymasının yanına hiçbir şey değil. Başıma gelen ola ki bundan, lafıma geldim.

DİKTATÖR VAR SÖYLEMİNE KATILMIYORUM

– Buraya gelmeden sosyal medyada bir tarama yaptım.

Hastalığınıza fazla üzülenler olduğu gibi, siyasi tercihinizden dolayı üzülmeyeceğini söyleyenler de oldu. Ne düşünüyorsunuz bununla ilgili?

Selim Soydan: Hülya Hanım akil olduğu vakit kıyamet koptu.

Hülya Koçyiğit: Ben toplumsal barışa inanan bir insanım. Aynı kökenden gelmiyor olabiliriz, benzer kültürü, aynı havayı paylaşıyoruz. Iki Taraflı bir vatanımız var. Beraber yaşayacağız. Oradan da buradan da daima vefat haberleri geliyordu. Barıştırma olabilir mi fikri çıktı. Halk birbirlerini affedebilir mi, barışabilir mi, dünyada örnekleri var. Ben bir anneyim, her defasında evlat acısı çekiyorum. Böyle bir görevi natürel yaparım. Ben buna hâlâ inanıyorum. Fakat bugün ‘acaba’larım var.

– Nedir o ‘acaba’lar? 

Bu terörün sadece içeriden kaynaklanmadığını biliyorum artık. Sadece benim ülkemde yaşayan Kürt vatandaşlarımın taleplerinden olmuyor bu terör. Bu, yurtdışından ülkeme hamle.

– Bugün tekrar bir barış süreci olsa ve size akil insan olma teklifi gelse kabul eder misiniz?

Bugün yutkunuyorum. Daha dün gece şehit haberleri geldi. Silahlar sussun, barışma konuşmaları başlasın. Halk her tarafta barışa yaklaşsınlar fazla isterim. Lakin şu lahza çok acı bir lahza.

– Bugün Türkiye’yi nasıl görüyorsunuz?

Ben dışarıdaki millet gibi bakamıyorum. Haricen Türkiye’nin algısı fazla fena. Kendimizi iyi ifade edemediğimizi sanıyorum. Son senelerde fikir almaz, hiç yargı etmediğimiz saldırılara uğruyoruz. Böyle olduğu halde yurtdışından fazla olumsuz, çok fena görünüyoruz. Bilhassa “Başımızda bir diktatör var” söylemine katılmıyorum.

– Peki insan hakları noktasında eksikliklerimiz olduğunu düşünüyor musunuz?

İnsan hakları noktasında yıllardan beri eksikliklerimiz vardı ve ne mutlu ama AKP hükümeti bu konuda önemli adımlar attı. Açıklama özgürlüğü diye bir şeyle tanıştık. Millet fikirlerini söylemekten daha çok korkardı.

– Bugün Türkiye’de 150’nin üzerinde gazeteci cezaevinde yatıyor. 

Hayır, ben kabul etmiyorum. Siz gazetecisiniz, bu soruyu bana haklı olarak sorabilirsiniz. Lakin gazetecilik yaptıkları için bu insanların suçlu olduklarına inanmıyorum ben. Teröre hizmet eden irk var. Her eline kalemi bölge, her gazeteye yazı yazan gazeteci değildir. Bugün de her telefonu olan insan kendi filmini çekiyor, bu onun yönetmen olduğunu mu gösteriyor?

– Tavrınızı net olarak ortaya koyuyorsunuz. Sanatçı arkadaşlarınız arasında da eleştirildiniz mi?

Sanat, kurulu düzene muhalefet eder. Yaşamı daha güzelleştirmek için yapar bunu. Sanatın görevi bu. İnsanlığın mükemmele ulaşmasını istiyor. Yaptığı işi buna yoruyor. Onun için düzenin yanına değil, düzenin karşı. Bu değişmeyen bir kaide.

– Lakin siz böylece değilsiniz…

Burada benim vatanseverlik noktam öne çıkıyor. Son günlerde bir söz var ya, “Vatan söz konusuysa gerisi teferruattır.” Önce vatanım, önce milletim. Haysiyetiyle, onuruyla, gururuyla, gücüyle birbirine kenetlenmek… Ben bunu istiyorum. Dıştan talimatlarla yönetilen, bağımlı kılınan bir ülke elde etmek istemiyorum. Bana bunun işaretlerini Cumhurbaşkanım veriyor. Bir ecnebi, ülkeme hakaret ettiğinde, ben de onun gibi dimdik durmak istiyorum. O süre istedikleri gibi bize tokat atamayacaklarını düşünüyorum.

– Selim Bey, Hülya Hanım bu süreçte fazla eleştirildi, siz de etkilendiniz mi? 

Selim Soydan: Ben siyasetle uğraşmam. Hülya çok okur, çok düşünür, dinler. Amerika’dayken de iki kütüphaneye girdi, sabahleyin girdi akşam çıktı. Bu işleri benden daha iyi bilir.

Hülya Koçyiğit: Er veya geç bugün bana kızanlar, her şey yoluna girip, barıştırma geldiğinde mutlaka “Ya vaktiyle bir Hülya Koçyiğit vardı, elini taşın altına koymuştu, o millet o gün iyi oysa bu adımları attılar” diyecekler.

CHP’NİN YÜRÜYÜŞÜ BENİ HEYECANLANDIRMIYOR 

– CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasının peşinde bir ‘hak’ yürüyüşü başlattı. Ne düşünüyorsunuz?

Hülya Koçyiğit: Özellikle kendi canlarını yakan bir vakanın üzerine yürümeleri beni heyecanlandırmıyor. Ama ülke adına yaşadığımız bir olaydan sonradan Yenikapı buluşması gibi bir toplanma olsaydı, koşturarak oraya giderdim. Fakat bugün yalnızca Enis Berberoğlu için yürüyüp hak istiyoruz aramak beceriksiz geliyor bana.

– Bu da bir demokratik adalet yok mi fakat?

Kesinlikle, fazla haklılar. Demokratik haklarıdır, yürüyecekler, hak isteyecekler. Ona bir şey demiyorum. Ülke adına yaşadığımız bir acının, korkunun ya da dışarıdan bir baskının peşinde böyle bir şey yapılmasını isterdim.

Selim Soydan: Çünkü bugün o yapılan yürüyüş ötekilerin ekmeğine yağ sürüyor.

– Örneğin siz haber bülteni izlediğinizde seri halinde gelen kötü haberlerden nasıl etkileniyorsunuz?

Askerlerimiz zehirleniyor, şehit haberleri geliyor. Kadın şiddeti başlı başına bir afet. Trafik kazaları. Haberler kötü. Lakin sadece bunlar olmuyor. Dürüst doğru şeyler de oluyor. Hiçbirini görmüyorsunuz. Ben yurtdışında ödül kazanıyorum örneğin, basında küçücük bir yer buluyor. ‘Torunu boşandı’ haberi manşet oluyor. Olumsuzluklar büyük yer buluyor, olumlular yer bulmuyor.

– Açlık grevindeki Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için pek çok sanatkâr açıklama yaptı. Siz ne düşünüyorsunuz?

Geçen gün Sezen de bir mesaj verdi, haklı. Her şeyin bir çaresi vardır diye bakarım ben. Ölüm orucunu bırakmaları için ikna edilmeliler. Canları gittikten sonradan vah gidene. İnsan hassaslaşıyor natürel.

Selim Soydan: Türkiye, güç bir süreçten geçiyor.

Hülya Koçyiğit: Bu kadar zorken, bunu körüklememek gerekli. Hastalandıktan daha sonra kafam değişsin diye spiritüel kitaplar okumaya başladım. Ve anladım oysa, sen ne değin karanlık düşünürsen dünya pek karanlık oluyor. Ama sen iyiyi, güzeli düşünürsen daha güzelini görmeye, daha iyisini aramaya başlıyorsun. İçindeki hoş enerji karşındakine de geçiyor. Her şey kötü olamaz fakat.

– Hakkınızda yazılan çizilen olumsuz şeylere kızıyor musunuz?

Anlayışla bakıyorum. Etrafımdaki ahali da, bazen kızım kızıyor, damadım bir şey söylüyor. Irk özgürce fikirlerini söylesinler ki deşarj olsunlar. Onlar peşin yargıyla yapıyor bunu. Tarih onlara gerçeği gösterirse mutlaka yumuşayacaklar. Kuşkusuz benzer düşünmemiz muhtemel değil.

HEP KENDİMİ KABUL ETTİRMEK İÇİN YAŞAMIŞIM

– Hastalıktan sonra hayata bakışınızda bir şey değişti mi?

Kendimi bildim bileli, insanlar beni sevsinler, beğensinler, takdir etsinler, alkışlasınlar, hep bana değerinde versinler, daima içten şeyler yapayım, her zaman örnek olayım istedim. Hep kendimi birilerine kabul ettirmek için yaşamışım yaklaşık olarak.

– Bu siz değil misiniz?

Zaten karakterim olmasa bu elbiseyi giyemezdim. Ben Türk milletine minnet doluyum. Eminim sevmiyorum diyenler bile içlerinden dua etmiştir benim için. Bundan Böyle insanları sevindirmek istiyorum. İyilikler gerçekleştirmek istiyorum. Zaten yapıyorum, kendimi bildim bileli sosyal yükümlülük projelerinin içindeyim. Fakat daha artı yer almak istiyorum. İnsanlara hep sevgiyi anımsatmak istiyorum. Başımıza gelen her şeyin nedeni sevgisizlik. 

CUMHURBAŞKANI: TÜM DUALARIMIZ SİZİNLE!

“Aylar önce sayın Başbakanımızdan başlatmayı düşündüğümüz bir iyilik hareketiyle ilgili randevu istemiştim. Kendisi “Referandumdan sonra görüşürüz” dedi. Sonradan hastalık oldu. Amerika’ya gittik. Telefon çaldı. Sayın Başbakan arıyor. “Pazartesi görüşelim” dedi. New York’ta olduğumu, ameliyat olacağımı anlattım. 15 dakika sonra sayın Cumhurbaşkanımız aradı. Binali Bey’den öğrenmiş. “Bir şeye ihtiyacınız var mı” diye sordu. Dualarını istedim. o kadar doğru “Tüm dualarımız sizinle” dedi oysa, insan etkileniyor. “

KADINLAR İKTİDARSIZLIK YÜZÜNDEN ÖLDÜRÜLÜYOR

– Siz çoğu kadın filminde rol aldınız. Bugün Türkiye’de kadınlar şiddete uğruyor. Otobüslerde ufak etek giydiği için kadınlara saldırılıyor. Ne düşünüyorsunuz?

Müsade verirsen bu konuda hakaret edeceğim erkeklere. Sadece sevgisizlik değil bunun adı kudretsizlik. İktidarsızlık nedeniyle kadınlar bu değin öldürülüyor, işkence görüyorlar, hayatı zindan ediliyor. Karşısındakiler kendiyle barışık adamlar olsa meselelerini halledebilir. Kendiyle kavgası var.

Haber Kategorisi:
Gündem

Bu Habere Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir