banner

Dönüşüm hatıralarımızla örtüşmüyor diye karşısında duramayız

Dönüşüm hatıralarımızla örtüşmüyor diye karşısında duramayız

“Beyoğlu bitiyor” diyenler var. Ne düşünüyorsunuz?

Tarihi korumak ve yaşatmak için elimizden geleni yapıyoruz. Ama Beyoğlu’nun nostaljik bir anı gibi görülmesinden yanlamasına değiliz. Burası yaşamış bir kent, her an yenileniyor. Anı gibi görenlerin yanına, yaşamış milyonlar var. İki kitleyi bir paydada buluşturmaya çalışıyoruz.

Peki esnaf neden kepenk indiriyor?

Günde 100 bin kişinin geldiği semtle iki milyon kişinin geldiği mahalle benzer yok. Kasap, manav, meyhane… Eski yapılar bugünün taleplerini karşılayabilir mi?Mutasyon hatıralarımızla örtüşmüyor diye karşısında duramayız. İspanyol paça pantolonlar, fötr şapkalar fazla güzel ama bugün kimse giymiyor.

Memnunsunuz yani durumdan?

45 bin yatak kapasitesi oluştu. Sokaklarımızda 100 binlerce turist dolaşıyor. Eski müdavimlerin oranı düşse de cazibemiz zirvede.
Burada evi veya işi olanlar realiteyi anlıyor. Bir yeri korumak, ihtiyaçları karşılamakla mümkün. Nostalji iyi lakin yetmez.

Neden o süre bu tepki?

Londra eski Londra değil. Paris de değil. Dubai beş yıl evvelinin heyecanını kaybetti. Fakat Beyoğlu kesintisiz yeni, Türkiye’de her şey biter, Beyoğlu dükkânı en son kapatır!

Kızıyor musunuz eleştirilere?

Keşke bir köşeye çekilip “ah vah” edenler de elini taşın altına koysa. Beyoğlu’nu yalnızca bir gösteri mekânı olarak görmekten vazgeçseler… Olsun, başımızın üstünde yerleri var.

Rant ekonomisi minik esnafı, amblem mekânları biçare bıraktı. Bunların gidişi semtin ruhunu etkiledi mi?

Bakkal kapanıyor, büyük zincirler şube açıyor, fonksiyon değişmiyor. Eskiden araba tamircileri vardı, şu anda servisler çıktı. Sektörler değişiyor. 2005’te Taksim-Galatasaray hattında bir Beyoğlu vardı. Bugün ise Galatasaray’dan Karaköy’e ara sokaklar, Şişhane, Tünel, Kuledibi, Galata, Karaköy, Fındıklı, Talimhane, Tarlabaşı, Dolapdere belli başlı ada gibi canlandı. 2004-2014’te nasıl bir çıkış yakaladıysak, 2019’da projelerin tamamlanmasıyla aynı çıkışı göreceğiz.

2000’li yılların başı ve ortasında buranın diğer bir havası vardı. İnsan selinden yürünmezdi, cıvıl cıvıldı. O halini özlüyor musunuz?

2004’deri beri buradayım, Galatasaray’dan sonradan in cin geçmediği dönemini biliyorum. Kuledibi’nde kamyoncular açık havada bir şey yoktu.

Çok geri gittiniz. Ben son dönemi soruyorum…
Bir belediye başkanı için kritik olan şehrin diri, tamir edilmiş olarak varlığını sürdürmesidir. 2004’te sadece ziyafet vardı. Eğlenceden anladığımız da, örneğin Nevizade… Bir dönem Ortaköy’de bir kalabalık var, bir dönem Beşiktaş’ta, Kadıköy’de, Asmalımescit’te, Karaköy’de… Dönemsel trendler olur, manâlı olan kalıcı, uzun nefesli yapılanmalar. Bugün İstiklal Caddesi’nin altyapısını yapıyoruz, ofisler, web tasarımcıları burayı tercih etsin diye…

Dönüşüm hatıralarımızla örtüşmüyor diye karşısında duramayız

2002 yılında İstiklal Caddesi – Resim: Ali KABAŞ

ASMALIMESCİT’TE MASA KONTROLÜ

Masaların kaldırılması özellikle Asmalımescit’te sosyal yaşamı bitirdi diyorlar…

Hayır, o hayatın bir gereği ve ihtiyacıydı. Kesin denge aşılınca yaşayanlar rahatsız oluyor.

Birkaç ay önce gördüm. 8-10 kişilik bir grup geldi, kim oldukları belirlenmiş yok, masa-sandalye kontrolü yapıyorlarmış. Etraftakileri tedirgin ettiler. Bu, “Burada sizi istemiyoruz” mesajı mı?

Bunlar eskiden olmuş tekrar şeyler. Sürtüşmenin olduğu her yerde olumsuzluklar vardır. Kurallar konuluyor, uyulması için fakat daima zorlanır kurallar. Muhakkak hoş yok.

Beyoğlu’nun o eski halinden kibir duyuyor muydunuz?

Subjektif edinmek öbür şey, nesnel olarak insanların beklentilerini idare etmek farklı bir şey.

Şöyle bir iddia var… Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Başbakan’ken bir gün Beyoğlu’na geliyor. Gördüğü bir şeye kızıyor ve size “Kaldırın bunları” diyor. Bu doğru mu yoksa şehir halkı efsanesi mi?

Bence bunlar geride kaldı. Başka şeyleri konuşalım… 10 sene evvelini konuşuyoruz! Bunlar 2009’da kalmış, yeniden oraya gitmek ne değin dinç, bilmiyorum yani.

Peki…

Bitti gitti o zamanlar. Senin aklında o kalmış.

Ben de bir Beyoğluluyum. Özlüyorum natürel oradaki eski hayatı… Yakup’a gider, gazeteci arkadaşlarla iki kelam ederdik; İstiklal Caddesi, Tünel insana baki zevk verirdi. Evet, orada kaldı aklım…

2004’te başkan olduğumda oraya in cin girmiyordu. Bugün esnaf, oturanlar, ofisler var. Yaşam her yerde, halsiz yok. Evet, sizin bahsettiğiniz grup bugün Karaköy’de. Beyoğlu eskiden yalnızca misafir etme mekânlarıyla hatırlanıyordu, bu bir haksızlık.

Nasıl olacak burası 10 yıl sonra, hayaliniz nedir?

Şahane bir Beyoğlu göreceğiz. Kültür, sanat, akıl insanlarının yaşamak isteyeceği, şehrin merkezinde, ‘mixed’ (girift) başvuru dediğimiz her şeyi içinde barındıran bir Beyoğlu… İstiklal Caddesi’nde manâlı şahsiyetleri gördüğümüz, “Bak filanca burada oturuyor” dediğimiz bir yer olacak.

Ziyafet hayatı?

Olması gerektiği değin… Beyoğlu bir dönem yalnızca tek yöne eğilmiş. Muhakkak sokakları yaşayan, kalanları en ince ayrıntısına kadar anlamsız. Ağırlama hayatı ağırlığı yüzde 50 ise bugün yüzde 10’a geldi.

Bu değişimde muhafazakâr bakış açısının hiç etkisi oldu mu? Alkol satılan yerleri azaltmak gibi?

Ne diyeyim fakat hemen… Çok baskı… Böyle bir şey değil. Hayat kendi mecrasını geliştiriyor. Niye olsun ki?

Hayatın akışı yani…

Müsaade edin, güleyim yani, bu da bir yanıt. Sizin bakış açınız gidilmek istenilen yerin çok ‘mini’ tarafı. Beyoğlu çok geniş bir yer, Sütlücesi, Örnektepesi, Tarlabaşısı, Okmeydanı, Galata Port’u, Haliç Port’u var. Biz burada iki sokağı konuştuk.

Dönüşüm hatıralarımızla örtüşmüyor diye karşısında duramayız

İSTİKLAL CADDESİ

BURAYA bakarak yalnızca altyapılar görmeyin, Beyoğlu’nun geleceğini görün. Hizmet, tasarım, misafir etme, yemek, mağazacılık, otelcilik… Beyoğlu hepsine hâkim edinmek zorunda. Cadde etrafına harcanan para 150 milyon dolar.

İMAM ADNAN SOKAK

Eskiden burada dökük binalar vardı, hiç yaşam yoktu. Bugün etrafı sağlı sollu hayatta… Masaları sandalyeleri var lakin bir uyum içinde.

Geçmişte bir han, antre katında birkaç dükkân vardı. Şu Anda 300 kişinin çalıştığı bir yer. Mağazalar tüm binayı dolduran kapasitede çalışır. Bakın Güzel Koku Cadde, burada da kimse yoktu… Özel balkonlar yaptık…

İmam Adnan Sokak’ta değil miyiz?

Ben ters dönmüşüm evet. Karşısı Güzel Koku Sokak…

TRAMVAY SIFIRDAN, YÜZ YIL KALSIN DİYE YAPILIYOR

Tramvay kalkmıyormuş, fazla sevindim.

Şüphesiz kalkmıyor, yapılıyor. Tramvayın da adam gibi altyapıya kavuşması gerekiyordu. Rayları özel üretildi, titreşimleri kaplamalara hasar vermesin diye çaba gösterdik. Taksim Anıtı’nın etrafı en zoruydu, bitti. Sıfırdan, yüz yıl kalsın diye yapılıyor.

Ne süre tamamlanacak?

Büyükşehir Belediyesi 2017 içinde tamamlamayı düşünüyor.

Dönüşüm hatıralarımızla örtüşmüyor diye karşısında duramayızFotoğraf: Levent Kulu

GALATAPORT: İSTANBUL’A YAKIŞIR ÜLKÜ GELİYOR

LİMANDI, tekrar liman. Rehabilite ve restore ediliyor. İstanbul’a yakışmıyordu, yakışır ülkü geliyor. Beyoğlu’na yansıması çok iyi olacak. Bütün buraya Gülhane Parkı’na, Emirgan Korusu’na benzeyen bir sosyal tesis yapacağız. Yani, ben buralardayım, anlatabiliyor muyum? Gündemim bunlar. Öbürleri boş söz…

Dönüşüm hatıralarımızla örtüşmüyor diye karşısında duramayız

ÖNCEDEN NOHUT ODA BAKLA SOFA YETİYORDU

İNSANLARA bir zamanlar ‘nohut oda, bakla sofa’ dedikleri bir gecekondu mahallesi yetiyordu. Yeni hayat merkezleri, AVM’ler biz ayrım etmeden bir standarda alıştırdı. İstiklal Caddesi’nde aynı konforu bulamayınca çekiliyorsunuz. Tarlabaşı’nda, Emek Sineması’nda yaptığımız budur. Yahut şehrin trend yerleriyle yarışamayız. Şehri gözetmek için yaşatmak gerekiyor. Tarlabaşı Projesi, Emek Sineması, Narmanlı Han, Galata ve Haliç Port, Okmeydanı Projesi gibi girişimler gücümüzü arttırır.

TAKSİM 360: BURALARI UÇURACAK PROJE 

Ben 10 senedir ‘Tarlabaşı Projesi’yle uğraşıyorum, buraları başlıca uçuracak proje bu. 278 yapı dış özellikleri korunarak, altına otoparkı yapılarak restore edildi. Bölge bu sayede hayat bulacak. Onarılmış, konforlu, geçmişi koruyor. 996 konut 5 bin insan demek.

Ne vakit bitecek?

Birincil parçaları bitiyor. İnşaata girmek ister misin?

Olur. Bu orijinal levha güzelmiş. Ermenice galiba…

Birincil sen fotoğraflıyorsun. Eskiyle yeni birleştiğinde harika bir çekim oluşturuyor, aniden çekiyor. Altında otoparkı var.

Tam orijinali yapılabilir miydi? Otoparksız…

Gelmiyor ahali. Zaten o yüzden bırakmış gitmiş. Teknolojiye ayak uydurması gerekiyor. Bir nostalji kurarsın ama bitti o, direnecek bir şey yok. Ahenk göstermeyen yok olur.

TEŞEKKÜRLER

Dört gündür kaleme aldığım Beyoğlu yazıları, benim için unutulmaz bir deneyimdi. Dünyada bu değin sevilen diğer bir mahalle ya da bir semti böyle sevebilen başka halk müziği var mıdır, bilmiyorum!

Günlerdir ne cep telefonum gün yüzü fark etti, ne Bağımsızlık’in santrali…

Herkes ulaşıp bir şeyler anlatmak istedi. Tanımadıkları bir insana içlerini dökme ihtiyacı hissetmiş, durmuyorlardı.

Bir inşaat alanından bana şamata dinletip: “Bıktık! İnşaat, inşaat, inşaat! Umut değil!” diye haykırış eden esnafı; sabahları gazetede bana öbür bir tebessümle bakan insanları, eve şarap içmeye misafir etme eden Galatalı tiyatrocu çifti, düzenleyeceğimiz geziye katılmak için birbirinden matrak mail’ler yazar 1800 kişiyi hatırlamamak mümkün mü?

Gazetecilik yaşamımda hiç böyle bir şeyle karşılaşmamıştım.

Ah Beyoğlu! Bir mahalle senin değin  sevilmiş midir?

Biz onu böyle sevdikçe, Beyoğlu’na hiçbir şey olmaz

*Bu yazı dizisinde bir organizatör gibi çalışan editörümüz Güliz Arslan’a ve 25 söyleşinin ses kaydını usanmadan titizlikle çözen stajyerimiz
Tuna Alev’e ölümsüz teşekkürlerimle…

Haber Kategorisi:
Gündem

Bu Habere Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir